Fakirin Bahşişi Bu Kadar Olur!
24 Nisan 2008
XIX. asrın en zengin ve en cömert devlet adamlarından biri Sadrazam Hüsrev Paşa idi. Devlet ricâlinin çoğu, Hüsrev Paşa’nın yetiştirmesi idi. Sonraları Enderun mektebinin tarihini yazan Atâ Bey sünnet olduğunda, babası Tayyar Ağa onu büyüklerin, bu arada da Hüsrev Paşa’nın elini öpmeye götürmüştü. Doksanlık Hüsrev Paşa, bu sıralarda emekli olmuş, konağında oturuyordu. El öpmeye gelene bahşiş vermek âdettir. Hüsrev Paşa, “Ah yavrum, fakir zamanıma rastladın” diye iç çekti; sonra bir çekmeceden çocuğa hediye olarak zarflı bir kahve fincanı hediye etti. Çocuk fincanı ne yapsın, attılar sandığın bir köşesine. Aradan uzun yıllar geçti. Atâ Bey büyüdü, memur oldu, evlendi, çoluk çocuğa karıştı. Sonra işini kaybetti. Borçlandı. Evini sattı. Ev eşyalarını da ucuz demeden satmaya başladı. Hülâsa ümitsiz bir felâket devri. Yine bir gün akşama ne yiyeceğiz diye düşünürken, aklına Hüsrev Paşa’nın fincanı geldi. “Götürüp satayım da, elimize geçecek üç-beş kuruşla ekmek alayım” diye düşündü. Bedestene gitti. Fakat, fincanı hemen satamadı. Meğer fincan, Ming sülâlesinden kalma bir Çin porseleni; zarfı da Memlûk Sultanları devrinden kalma nâdide bir sanat eseri idi. Hararetli bir müzayedeye konu oldu fincan. Aldığı parayla Atâ Bey bütün borçlarını ödedi. Evini geri satın aldı. Bütün aile efradıyla beraber hacca gitti. Yine de elinde kendisini ölene dek geçindirecek para kaldı. Ne bahşiş ama!
Kaynak: Türkiye Gazetesi


